Osman Öcalan: Yurtseverlik hiçbir zaman PKK için esas olmadı

Wext: Monday, 20.September. @ 00:00:00 CEST

Mijar:

KURDISTAN–STOCKHOLM, 19.09.2004 — Abdullah Öcalan 1970'li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) anti-Kürt bir terör örgütü olarak kurdu ve PKK’ye katılan Kürt yurtseverlerin amacı ne olursa olsun 30 yıldır Abdullah Öcalan ve partisi, Kürt siyasetinin önünü tıkamakla meşguldür. Ancak Abdullah Öclan’ın partisi, bugün geri dönüşü olamayan bir şekilde ortasından, can damarından parçalanmış durumdadır. 30 yıldır PKK’ye hizmet yapan Osman Öcalan (Ferhad), Faysal Donlayıcı (Kani Yılmaz) ve Nizamettin Taş (Botan) gibi kişiler, bugün PKK’nin yurtsever olmadığı kanaatine varmışlar. Hani, “yanlışın neresinden dönülürse kardır” şeklinde bir söz var.

                           Foto : » Osman Öcalan, Faysal Donlayıcı ve Nizamettin Taş

Ben geçen Salı günü ( 14 / 09 / 2004 ) Kürdistan’daydım; bu söyleşi için 12 saat Osman Öcalan, Kani Yılmaz ve Nizamettin Taş’ın misafiri oldum. Uzun uzadıya her üçüyle de sohbet imkanım oldu; onlara ilişkin kanaatlerimi ayrı bir yazı olarak yazacağım. Asıl söyleşiyi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’la yaptım; bu söyleşiyi üç gün ayrı bölümler şeklinde yayınlayacağım. Birinci bölümde, Osman Öcalan ve arkadaşlarının ayrılma nedenlerinin üzeride duruluyor. İkinci bölüm onların Kürdistan ve dış dünya ile ilişkileri üzerinedir. Üçüncü bölüm ise, onların geleceğe ilişkin yeni program ve stratejileri hakkındadır.

Bu söyleşi, iki saatlik bir zaman zarfında Kürtçe yapıldı ve video kameraya da kaydedilmiştir. Osman Öcalan’ı dinlerken, onun ağabeyine ve PKK’ye çok sert eleştirilerde bulunduğunu görüyoruz; ancak aynı zamanda hala PKK’den tamamıyla kopmadığını ve PKK’nin başlangış politikalarını savunduğunu da görmek mümkün. O nedenle en iyisi okurların söyleşiyi okuyarak, Osman Öcalan, onun arakadaşlarının ve Yurtsever Demokrat Partinin hakkında bir kanaate varmasıdır.

***

Arif Zêrevan : — Sizin ile abinizin, PKK/Kongra-Gel’in Başkanı Abdullah Öcalan’ın arasındaki temel sorun nedir ?

Osman Ocalan : — Her şeyden önce belirtmeliyim ki, aramızdaki sorun, kişisel bir sorun değil; ideolijik, politik ve örgütsel bir sorundur. Bu 12 yıldır, bizzat kendim, PKK’nin içinden onun politikalarını eleştiriyorum. 1991 ile 1992 Serhildanlarıdan sonra PKK’nin kendi politikalarını tamamıyla değiştireceğini bekliyordum. Çünkü dünya geniş kapsamlı ve derin değişimlerle yüz yüzeydi. Daha önce, iki kutublu dünya sistemine, yani kapitalist ve sosyalist sistemine bağlı politikalar, ulusal sorunların çözümüne izin vermiyordu. O zaman da ben, düşüncüncelerimi açıklamıştım, ancak PKK’nin içinde fikirlerime karşı tavır alındı.

Bana göre, herkesin gelip mücadeleye katılabilmesi için, Kürdistan’da geniş katılımlı demokratik bir sistemin olması gerekiyor. Bu mücadele, katedilen mesafe sadece PKK’ye ait değildir. Birçok güç, birçok yurtsever katkıda bulunmuştu, emek vermişti ve bunun sonuçları ortadaydı. O nedenle bütün Kürtlerin birlikte siyaset yapabilme imkanının oluşturulmasını istiyordum. Aramızdaki en büyük çelişki, eski sistemi savunmak veya değiştirmek üzerineydi. PKK, kendisinin dışında hiç kimsenin siyaset yapmasına yol vermiyordu; hatta kendi içindeki farklı fikirlere de tahamülü yoktu. Aramızdaki temel sorun buydu. Ben öyle inanıyorum ki, bizim değişim isteğimiz, yurtsever ve demokratik bir istemdi.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan ile bir kişisel problemim yoktur diyorsunuz, ancak PKK onun liderliğnde yürüyordu ve o, PKK ile sizin kaderinizi belirleyen kararlar veriyordu. Yani sonuçta politilkalarınız onunkiyle uyuşmadı ve ayrıldınız, bütün mesele bu mu?

Osman Ocalan : - Politikalarımız uyuşmadı, kişilik olarak da, benim kişiliğim ile PKK Başkanının kişiliği biraz birbirinden farklıydı. Her ne kadar onunla kardeş olsak da, o daha küçükken otoriter idi. Ben ise, ılımlı biriydim; sadece kendimi değil etrafımı da görüyordum. PKK Başkanı Abdullah Öcalan ise, herkesin ona tabi olmasını istiyor. Dolayısıyla PKK’deki yaşam tarzı daraltıcı oldu; çok partililiğe ve çoksesliliğe yol vermiyordu. PKK, insanların özel yaşamına izin vermiyordu ancak insanlardan fedai bir yaşam istiyordu. Mücadeleye katılan herkes sosyal yaşamı terk etmek zorundaydı. Bu durum, PKK’nin herkesi kucaklamasını engelliyordu. Eğer devrim hareketinin içinde kişilerin özel yaşamına izin verilmiş olsaydı, insanlar çok rahat bir şekilde mücadelede yer alabilir ve ülkelerine katkıda bulunabilirlerdi. 1992’den bu yana özel yaşama yol verilsin istiyordum. Ne var ki, PKK ve onun önderliği buna yol vermedi.

PKK’deki diğer bir temel sorun da, olaylara sınıfsal bakış açısıyla bakıyor olmasıdır. Ancak sınıfsal politika, ulusal mücadelede başarılı olamaz. Sosyalizm çöktü ve PKK’nin sosyalizmde ısrar etmesinin gereği yoktu. Diğer yandan PKK ve onun Başkanı Yurtseverlik yönünden de taviz veriyorlardı. Abdullah Öcalan Yurtseverliği kendine amaç edinmedi. Çıkarına geldiği zaman yurtsever oluyordu, çıkarına gelmediği zaman de sosyalist oluyordu. Yani o, yurtseverliği kendine esas almıyordu.

Arif Zêrevan : — PKK, kendi terminolojisinde Kürt yurtseverlerine karşı ”ilkel milliyeçi” diye bir söz kullanıyor ve ben Kürdüm diyen herkese ”ilkel milliyetçi” diyor. Sizce PKK Kürt yurtseverliğine karşı neden bu kadar tepki gösteriyor ?

Osman Ocalan : - Egemen ülkeler; Türkiye, İran, Irak ve Suriye, Kürtleri geri kalmış, cahil, birşey yapamaz olarak görüyorlar ve aşağılıyorlar. PKK’nin Kürtleri ”ilkel milliyetçi”likle nitelendirmesi, PKK’nin egemen devletlerin Kürtler hakkındaki düşüncesini kabul ettiği anlamına geliyor. Ben, bu düşüncenin doğru olmadığını ve böyle bir düşüncenin dayanağının sörmürgecilik olduğunu söylüyorum. Ayrıca Kürdistan’da ”gerici yurtseverliğin” dayanakları kalmamış. Kürtler de bu dünyada yaşıyorlar; Kürt toplumu da her açıdan gelişiyor ve gelişmelere açıktır. Yani belirttiğim gibi, bu düşünce, egemen devletlerin düşüncesidir ve PKK de bu düşüncesinden dolayı hiçbir zaman yurseverliği kendine esas almadı ve yurtseverlik onun bir amacı olmadı. PKK, yurtseverliğe ihtiyacı olduğu zaman yurtseverdi, ihtiyacı kalmadığı zaman da yurtseverliği terk ediyordu. PKK’de sınıfsal yön ve sosyalizm her zaman öndeydi; bu iki hussus da yurtseverlik ve milliyetçiliği dışlıyordu.

Arif Zêrevan : — Peki, PKK’nin asıl amacı onun Başkanı Abdullah Öcalan mıydı yoksa Kürt davası mıydı? Abdullah Öcalan mı, Kürt halkı mı, hangisi daha çok önemliydi ?

Osman Ocalan : - Ben daha önce de söylemiştim, şimdi de bu konu hakkında daha açık konuşuyoruz. PKK, Kürdistan’da çalışmaya başladığında, her şey Başkan için gibi bir anlayışla çalıştı. Her şey Başkan’ın etrafında dönüp yürütülüyordu. Başkana bağlılık yavaş yavaş temel hedef oldu. Kürt ulusuna bağlılık ise sürekli geride kaldı. Yani amaç yer değiştirdi; yurtseverliğin yolu Abdullah Öcalan’a bağlılık olarak gösterildi. Bu, yanlış ve yerinde olmayan bir düşünceydi. Neticede Başkanı sahiplenmek temel amaç oldu ve ulusalcılık fikri de geride kaldı. Bu, bir yanlıştı, bir hataydı. Bugün de hala PKK bu hatada ısrar ediyor. Her bir Kürt şahsiyetine sahip çıkmak gerekiyor, ancak hiçir zaman şahıslar milli davanın yerini almamalıdırlar. Halk ile Başkana gösterilen sevgi birbirine karıştırmamalıdır. Önce halkı sevmek, ulusal değerleri sevmek gerekiyor; ancak bu çerçevede her bir Kürt liderini sevmenin bir anlamı olur. PKK bu gerçeği anlamadı ve yaptığı yanlışı devam ettirdi. Bildiğimiz gibi, şimdi PKK, halka bağlı olmaktan daha çok, Başkanına bağlıdır; Kürt halkını sevmekten daha çok, kendi Başkanı’nı sevmektedir. PKK’nin bu analayışı, Kürt sorununun çözümünü daraltıyor ve özgürlük çabalarını sonuçsuz bırakıyor.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan, konuşmalarında çoğu zaman kendi arkadaşlarının, belki de sizi de katarak, kendisini anlamadığını söylüyor. Siz onun ne istediğini bilmiyor musunuz ve aynı zamanda sadece bir kişinin PKK’li olabildiğini söylüyor, o kişinin de kendisi olduğunu belirtiyor. Onun düşüncesine göre, hepiniz PKK’li olmaya çalışıyorsunuz ancak PKK’li olabilme merhalesine bir türlü erişemiyorsunuz. Siz, onun bu fikri hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Osman Ocalan : - Yeni dönem Kürt ulusal mücadelesinin yetişmiş insanlara ihtiyacı vardı; ki yeni dönem Kürt hareketi 1975’te başladı. O sırada, Kürdistan’da Kürt ulusal davasını iyi anlayan kişilerin sayısı çok değildi. Onun bu tutumunu, o dönem için bir dereceye kadar normal görmek mümkün. Ancak 1975’ten ve özellikle 1980’den sonra ulusal bilinç çok gelişti. Abdullah Öcalan’ın bakış açısı gibi bir düşünce 1980 sonrasında, ilerleme karışıtıdır ve bu bakış açısı, PKK içindeki kadroların ilerlemesini ve PKK kadrolarının karar sahibi olmasını engelledi.

Hatta bugün de Abdullah Öcalan beni anlamıyorsunuz diyor. Bu, doğru değil. Öyle inanıyorum ki, sadece siyasetle uğraşan kimseler değil, Kürt halkı da artık neyin ne olduğunu anlıyor ve Abdullah Öcalan’ın ne yaptığını biliyor. Abdullah Öcalan, bu realiteyi görmediği zaman, Kürt milletine hizmet yapamaz; kendine zarar verir ve ulusal hareket için de engel olur. Bu tutumla, Abdullah Öcalan’ın pozisyonu artık ulusal mücadelenin önünde engel olmuştur. Kendisinin geliştiği doğrudur, ancak Kürt halkı da onun ne yaptığını anlamıştır.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan, şimdi çok açık bir şekilde Kemalizmi savunuyor ve ”ilkel milliyetçiliğe”, yani Kürtlere karşı kanının son damlasına kadar savaşmaya hazır olduğunu söylüyor. Acaba siz de Kürt davasını, kanınızın son damlasına kadar Kemalizme karşı savunmaya hazır mısınız ?

Osman Ocalan : - Her şeyden önce, bu görüş yanlıştır. Kamalizm, Kürt halkına karşı inkar ve imha politikaları getirmiştir. Kürtler sürgüne gönderilmiş ve Kemalist sistem, Kürtlere yaşama imkanı bırakmamıştır. Eğer Kemalist sistemin Türkler için bazı iyi yönleri varsa, Kürtler için o kadar kötülükleri olmuştur. Kemalizmin Kürt halkına yaptığı hiçbir hizmeti yoktur. Kürtlerin hiçbir çıkarı Kemalist sistemde bulunmamıştır. Kemalizmin savunması, tamamıyla Kürt halkının çıkarlarına aykırıdır.

Abdullah Öcalan neden Kemaliz mi savunuyor. Bildiğimiz gibi, Abdullah Öcalan, partisini tamamıyla kendi etrafında topluyordu. Ancak kendisi bugün zindandadır ve hiçbir şeyin onun kontrolünün dışında gelişmesini istemiyor. PKK üzerindeki kontrolünü sürdürmek için Türkiye oligarşisiyle ilişkilerini iyi tutmak istiyor ve Kemalizmi savunuyor. Onun yüzde yüz Türkiye Cumhuriyetinin istediği doğrultusunda hareket ettiğini söylmek doğru değil. Türkiye’nin isteklerinden daha çok, o, Kürdistan özgürlük hareketinin üzerindeki kontrolünü kaybetmek istemiyor. O nedenle devleti yumuşatmak için öyle bir fikir ileriye sürüyor ki, devlet kendisine inisiyatif versin. Belirtiğim gibi, sorunların çözümünü onun şahsı ve Başkanlığı etrafından kilitlemek doğru değildir. Demokrasi onun başkanlığını güçlendirirse, demokrat olur; yurtseverlik güçlendirirse, yursever olur; ve yine Kemalist rejim, ona bu konuda inisiyatif verirse, Kemalist olur. Kürt halkı, bu gerçeği görmelidir ve onun düşüncelerini eleştirmelidir. Kürt siyaseti, onun tutumudan zarar görüyor ve onun eğer başkan olursam iyidir, eğer başkan olmazsam kötüdür şeklindeki yaklaşımı olmaz.

Arif Zêrevan : — Şimdi Türkiye’de iktidarda olan bir parti var; AKP, kendi otoritesini güçlendirerek sürdürmek için, Kamelistlerin ve ordunun siyaset üzerindeki etkisini azaltmaya çalışıyor ve Kemalizmden kurtulmak istiyor. Kürtlerin ise, Kamalizme sahip çıkması stratejik bir hata değil mi ?

Osman Ocalan : - Söylediğim gibi, inisiyatifi elinden bırakmamak için Abdullah Öcalan Kemalizme sahip çıkıyor. Sayın Abdullah Öcalan, daha önce tamamıyla Kemalizme karşıydı; bu konudaki düşünceleri yazılı da var. Zindanda, İmralı’da onun görüşleri değişti. Bazıları, onun korkudan böyle yaptığını söylüyor; ancak benim söylediğim gibi, korkudan ziyade o, PKK’nin üzerindeki kontrolünü düşünüyor. O, Kürt siyasetinin tamamıyla onun inisiyatifinde olmasını istiyor ve başka hiç kimsenin eline geçmesini istemiyor.

Arif Zêrevan : — Kani Yılmaz, ilk başta Abdullah Öcalan’ın bu tutumunun taktik olduğunu, stratejik olmadığını düşündük ancak sonradan anladık ki, stratejik bir tavırdır diyor.

Osman Ocalan : - Şimdi bu, böyle stratejik bir tavır olmuştur. Abdullah Öcalan Kürt hareketinin tümünü kendi etrafında görüyor ve onun dışarıyla ilişki kurmasına, kontrolünü sürdürmesine izin veren güç, Türk askerleri ve Kemalistlerdir. O nedenle onun Türk askerleriyle ilişkileri esaslı ve stratejik ilişkiler olmuştur. Abdullah Öcalan’ın bu tutumu hiçbir zaman taktik değildi. Onun bu tutumunun taktik olduğunu söyleyebilmek için, onun, kendisinin zindanda olduğunu, siyaset yapamayacağını, Kürt halkının politikacılarının ve yetişmiş insanlarının bulunduğunu, onların artık siyasi faaliyetlerini sürdürmelerinin gerektiğini söylemesi gerekiyordu. Hem kendisi başka hiç kimsenin siyaset yapmasına yol vermiyor, hem de siyaset yapmak için askerlerin kendisine yol vermesini, avukatların ve başkalarının aracılığıyla kontrolünü sürdürmek istiyor. O nedenle kendisi istese de istemese de, onun işbirliği stratejik olmuştur.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan yakalandığı zaman, Başkanlık Konseyi olarak, onun sözlerininin artık sizi bağlamadığı yönünde bir karar aldınız. Sonra artık her ne olduysa geri adım atarak, onun sizin başkanınız olduğunu söylediniz. Neden geri adım attınız ?

Osman Ocalan : - O benim görüşümdü. O görüş, bir taraftan bir tedbirdi, diğer taraftan da bir realiteydi. Tedbirdi, çünkü Türkiye Cumhuriyeti, kendi amaçları için PKK’nin Genel Başkanı üzerinde bir tasaruf yaparak Kürdistan özgürlük haretine zarar verecek bir takım görüşleri ileri sürebilirdi. Realiteydi, artık o, isteseydi de daha politika yürütemezdi. Başkanlık Konseyi bütün kararların yeri ve bağımsız olmalıydı. Bu konuda ısrarlı olunmadı ve biz yine eski sisteme döndük. Devlet de, o sıra ona biraz yol verdi; görüşme haftada iki gündü ve her görüşme iki saattı. Ona inisiyatif verdiler; o yolla o başkanlığını sürdürebildi. Sonra devlet, bazı kısıtlamalar getirdi görüşmeyi haftada bir saate dindirdi. İlk baştaki tutumumuz doğruydu. Eğer o zamanki tutumumuzu sürdürmüş olsaydık, PKK liderinin, gelişmeleri engelleme imkanı olmayacaktı.

Arif Zêrevan : — Aldığınız kararda ısrarcı olmadınız, ancak bu karardan sonra da yine dört-beş sene daha PKK’nin içinde kaldınız. Bu kadar yıl nasıl tahammül ettiniz ?

Osman Ocalan : - Önümüze yeni bir durum çıktı. PKK’nin sürdürdüğü mücadelenin tümü Sayın Abdullah Öcalan’ın şahsında düğümledi. Askeri, siyasi, diplomatik ve diğer bütün kararları o veriyordu. Onun dışında karar verecek herhangi bir kurum, kurul veya merci yoktu. PKK lideri yakalanınca, hareket karasız kaldı ve büyük bir sarsıntı oldu. O sarsıntıyı atlatmamız, özgürlük hareketini yeniden toparlamamız ve dağılmasını engellememiz gerekiyordu. Bir iki sene bununla uğraştık. Dağılmanın önüne geçmek için ister istemez, ilk iki sene bir takım politik değişikliklere gidemedik. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından iki sene sonra bir takım değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç vardı. PKK’nin daha önce değişmesi gereken siyaseti, 2001’in sonrasına kalmıştı ve değişmesi gerekiyordu. O zaman değişim sürecini gündemimize koyduk ve birinci adımı 2002 yılının başında attık. KADEK’in kurulması ve PKK’nin feshedilmesiyle değişime başladık; örgütsel ve siyasi açıdan önemli bazı adımlar attık, önemli kararlar aldık. Daha o zaman aramızda iki taraf vardı. Bazıları, isim ve programı değiştirelim ama eski sistemde ısrar edelim diyorlardı. Diğerleri, yani bizler, hayır eğer köklü bir takım değişikliklere gidilecekse bu, sadece isim ve programla sınırlı kalmamalı, aynı zamanda eski sistemi de değiştirmeliyiz dedik. Bizim ile muhafazakarların arasındaki mücadele 2003 yılına kadar devam etti; 2003’ün sonunda, Kongra-Gel’in kuruluşunda, yeni bir proje sunarak, PKK’nin eski sistemini tamamıyla bırakmamız ve yeni bir sistem kurmamızın gerektiğini söyledik.

Yeni sistemde demokrasi savunuluyordu ve sistemin yapıları karar sahibi olacaklardı. Bu yöndeki kararları alınca aramızdaki çelişkiler daha da derinleşti. 2004’te çelişkiler daha da arttı; bu yılın baharında da birbirimizden ayrıldık. Kongra-Gel’de bizim aldığımız kararlar çıktı; sorumlulukların çoğunu da biz aldık. Ancak henüz kadrolar ikna edilmemişti; 30 yıllık PKK de değişmek istemiyordu. Muhafazakarlar, 25 Şubat 2004’te bir darbe yaparak, bizi gayri meşru ilan ettiler. Eski sistem değişmedi.

Arif Zêrevan : — Siz ve Kongra-Gel’i eline geçirilenler, biribirinizden ayrıldıktan sonra da, her iki taraf da Abdullah Öcalan’ın üzerinde savaşıyordu; her biriniz Abdullah Öcalan’ı kendi tarafına çekmek istiyordu. Yani siz her iki taraf da Apoculuk yapıyordunuz, öyle değil mi ?

Osman Ocalan : - Temel insan haklarının savunulması için, Abdullah Öcalan’ın bazı iyi görüşleri vardı ve o görüşler değişim için eleverişliydi. Biz bu şekilde yorumluyorduk ve onun savunmasını da kendimize esas alıyorduk. Biz, Abdullah Öcalan’a kendi savunmanda değişimden söz ediyorsun ve bizi destekle diyorduk. Muhafazakarlar da, bunlar, PKK’yi dağıtmak istiyorlar diyolardı ve PKK’nin mirasına sahip çıkıyorlardı. O nedenle Abdullah Öcalan’ın kendilerini desteklemesini sitiyorlardı. Aramızda bunun üzerinde bir mücadele oldu. PKK lideri de, değişim projemizin onun başkanlık konumunu zayıflatacağını bildiği için, çizgimizi redderek gericileri destekledi.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan neden size karşı ahlaki saldırılarda bulunuyor? Örneğin avukat görüşmelerinde, şahsınızdan söz ediyor ve Osman’ın kadın peşinde koştuğunu, hatta yine şahsın için, ”şerefsiz”, ”namusuz” diyor. Siz onun bu sözleri hakkında ne diyorsunuz ?

Osman Ocalan : - Gerçekten ben ona bir cevap veremiyorum. Siyasi açıdan da olsa, toplumsal açıdan da olsa bu sarf edilen sözler, yerinde olan sözler değil. Bu sözler beni küçültmez, sahibini küçültürler. Hayatımda hiçbir zaman ona karşı saygısızlık etmedim. Sürekli ona karşı saygılı olmuşum, buna benzer sözler hiç ağzımdan çıkmamış, söyelmişsem de pişman olmuşum. Onun görüşü gibi bir görüş, gerçekleri saklıyor ancak gerçekler saklanamayacak kadar ortaya çıkmıştır. Ben, bu sözler sahibine zarar verir bana bir şey yapamazlar diyorum. Ben hiçbir zaman onun gibi ona cevap vermem. PKK Başkanı için değil, hiçkimseye bu şekilde bir cevap vermem.

Arif Zêrevan : — Peki, bu, onun şahsi bir sorunudur. Ancak ablanız Hawa da onun görüşüne gittiği zaman, Hawa’ya kızıyor ve diyor ki, ’eğer arada engel olmazsaydı bacımı ayaklarımın altına alıp ezerdim’. Onun bu davaranışının nedeni nedir sizce ?

Osman Ocalan : - Hawa’nın görüşleri var. Hawa bizim görüşlerimizi daha iyi görüyor ve kanaatlerini ona söylemişti. Abdullah Öcalan onun görüşlerinden dolayı ona kızmıştı. Bunun nedeni de, kendisinin dışında başka hiç kimseye saygısı yoktur. O, herkes bana karşı saygı duysun diyor ama kendisi hiç kimseye saygı duymuyor. Ben, onun bu yanlarını, onun kişisel zaaflarına bağlıyorum. Çünkü o daha küçükken herkes onu sevmiş, ama o hiç kimseyi sevmemiş. Sadece siyasette değil toplum yaşamında da o böyleydi. Biz üç kardeşiz; o hep otorite olmak istiyordu. Benim ortanca kardeşim Mehmet zaten hep yakınıyordu. Ancak ben hiç sesimi çıkarmıyor ve bütün insanlarla diyalog kurmak istiyordum. Ben hep şöyle düşünüyordum: Benim hakkım neyse başkasının da hakkı odur, benim kimseden ne fazla ne de eksik bir hakkım olsun istemiyordum.

Arif Zêrevan : — Siz hem Kürdistan’da kaldınız hem de gerillaların arasında yaşadınız. PKK Başkanı Abdullah Öcalan sizin abinizdir ve onun liderliğini yaptığı gerillalar Kürdistan’da 15 yıl savaştılar. Ancak Abdullah Öcalan tek bir gün bile Kürdistan’a gelip gerillaların hatırını sormadı. O neden hiç Kürdistan’a gelmedi ?

Osman Ocalan : - Bu, üzerinde durulması ve incelenmesi gereken bir sorudur. Onun Kürdistan’a gelip gitmesi gerekiyordu. Bütün yaşamını dağlarda geçirmeliydi demiyorum. Ancak onun Kürdistan dağlarına gelip durumu yerinde görmesi gerekliydi. Onun gerilla savaşı üzerinde çok olumlu bir etkisi de olacaktı. Ancak o, kendi sistemini Suriye’de kurmuştu ve başka hiçbir ülkeye de gitmedi. Eğer kendisini o kadar Suriye’ye bağlamasaydı, dağlara gelip sonra başka ülkelere de gitseydi, inanıyorum ki, ortaya çıkan problemlerimiz ortaya çıktıkları şeklinde olamayacaktı. O zaman daha makul bir Başkanlık da yapabilirdi.

Arif Zêrevan : — Abdullah Öcalan, Türk devletinin adamaları ve Türk devletinin paralarıya PKK’yi kurduğunu bir kaç kez söylemiştir. Hatta üç yıla kadar da devletin ondan beklediğinden daha fazlasını devlet için yaptığını ancak daha sonra kaçıp Suriye’ye gittiğini söylüyor. Siz, onun bu sözlerini nasıl değerlediriyorsunuz ?

Osman Ocalan : - PKK’nin başlangıcında, bazı kişiler hakkında şüpheler var. Bunlardan biri Pilot Necati diğeri de Kesire Yıldırım idi. Ben şahsen Kesire Yıldırım’ın devlet adına çalıştığına inanmıyorum. Çünkü ben kendisini biraz tanıyorum. Necati’yi de bir defa görmüşüm. Diğer bazılarının üzerinde de kuşkular vardı. Ancak kalkıp onlar da devletin adamlarıydı demek doğru değil. Abdullah Öcalan, onlar için devletin adamları diyor.

Arif Zêrevan : — Peki, Abdullah Öcalan onlara iftira mı atıyor ?

Osman Ocalan : - Bazıları için iftiradır diyebilirim. Kesire Yıldırım’ın devlet ajanı olduğunu söyleyemem. Babasının devletle ilişkileri vardı. Ancak bu, babası ne ise kendisi de odur anlamına gelmiyor. Babam normal bir çiftçiydi; ben çiftçi değil politikacı oldum. Kesire Yıldırım mücadelenin içinde olduğu zaman hiç kimse ona ajan gözüyle bakmıyordu. Kanaatime göre, bu konuda belgelerden daha ziyade tahminler yürütüldü.

Devletin paraları da, Abdullah Öcalan öğrenciyken, devletten burs ve kredi almıştır. Aynı zamanda bir dönem Tapu ve Kadastro dairesinde memurluk yaptı ve maaş alıyordu. Bu anlamda devletten para almıştır. Ben PKK’nin kuruluşunda direkt bir kuşku görmüyorum. PKK’nin kuruluşu üzerinde devletin indirekt bir etkisi olmuş olabilir.

Arif Zêrevan : — Bazı siyasi analizciler, PKK’nin 15 yıllık asavaşını analiz ederlerken, bu savaşın Türk devleti için çok iyi bir fırsat olduğunu söylüyorlar. Türkiye, PKK savaşı gerekçesiyle hem Kürdistan’ın kuzeyini tamamıyla kontrolüne geçirdi hem de Kürdistan’ın güneyine girdi. Diğer taraftan Türk ordusu – ki NATO’nun ikinci ordusudur - hiçbir zaman savaşa girmemişti ve savaş tecrübesi de bulunmuyordu. Dolayısıyla PKK’nin bu savaşı, sadece Türk ordusu için muazam bir tatbikat oldu, başka bir şey değil.

Osman Ocalan : — Bizzat biz, bu savaşın içindeydik. Çok ciddi bir savaştı. Türkiye’nin kendi kayıpları konusunda verdiği rakam azdır. Bu savaşla Türkiye’nin temeli sarsıldı. Türkiye öyle kolay kolay belini doğrultamaz.

Arif Zêrevan : — Ancak Türk askerlerinden daha fazla gerillalarınız öldürüldü ?

Osman Ocalan : - Devletten daha fazla öldürüldü. Devlet, 25 000 kişiyi öldürdüğünü söylüyor. Bu, doğru değil. Faili meşhul cinayetlerle birlikte Kürt halkının verdiği şehitlerin sayısı 15 000’dir. 11 000 civarında gerilla hayatını kaybetmiş, halktan da 4 000 bin civarında kişi öldürülmüş. Ben öyle inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyetinden 40 000 kişi öldürülmüştür. Bazı eylemlerde, onların verdiği kayıpların sayısını tek tek sayıyorduk ancak resmi olarak açıkladıkları zaman onda birini söylüyorlardı. Çok şiddetli bir savaş yapıldı. Ancak 1995’ten sonraki süreçte artık savaş Kürt halkının çıkarına hizmet etmiyordu. Kürt sorunu artık silahla çözülmezdi ve bizim de silahları bırakmamız gerekiyordu. PKK, savaşta ısrar etti ve en büyük hatalar da ondan sonra öne çıktı.


ARIF ZÊREVAN

http://www.kerkuk-kurdistan.com










Navnîşana ev nûçe jê hatî: PDK-XOYBUN; wiha, di xizmeta, Kurd û Kurdistanê daye : Pirojeya Kurdistana Mezin, Pirojeyên Aborî û Avakirin, Pirojeyên Cand û Huner, Lêkolîna Dîroka Kurdistanê, Perwerdeya Zimanê Kurdî, Perwerdeya Zanîn û Sîyasî, Weşana Malper û TV yên Kurdistane.
http://www.pdk-xoybun.com - www.xoybun.com

Bo ev nûçe navnîşan:
http://www.pdk-xoybun.com - www.xoybun.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5374